Begüm Özdoğularlı: 18 yaşında Halkbank kredisiyle yola çıktı
 
Begüm Özdoğularlı, üniversite birinci sınıf öğrencisiyken kendi işinin sahibi oldu. Kütahya'da 170 öğrencisi ve 20'ye yakın çalışanıyla üç katlı bir dershane kuran Özdoğularlı, daha sonra rotayı İstanbul'a kırdı. İstanbul'a geldiğinde farklı alanlarda da girişimlere soyunan Özdoğularlı, ilk önce Polis Meslek Yüksek Okulları'nda özel kurslar açtı. Ardından KOBİ'lere yönelik eğitimlere ağırlık veren Özdoğularlı, bugüne kadar yüzlerce firmaya değişik alanlarda eğitimler verdi.
 
Kısaca kendinizden bahseder misiniz?

1978 Kütahya doğumluyum. Dumlupınar Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirdim. 11 yaşında babamın işletmesi olan benzin istasyonunda yaz tatillerinde pompacılık yaparak iş hayatıma başladım. 18 yaşında üniversite öğrencisiyken, aynı zamanda babamın işyerinde muhasebe biriminde çalışmaktaydım. Alanımın yabancı dil üzerine olması ve babamdan öğrendiğim bilgileri kendi işletmemde bir araya getirme arzusuyla bir gecelik bir kararla babamın işletmesinden istifa ettim. Yanında aldığım asgari ücretin biraz üstü maaş dışında bir gelirim ve birikimim yoktu. Yaşadığım il Kütahya‘da o güne kadar hiç açılmamış olan yabancı dil kursu ve tercüme bürosunu açmaya karar verdim. Ardından Halkbank’ın 1998 senesinde bir ilk olarak başlattığı, çok düşük faizli kredisine başvuruda bulundum ve Halkbank’tan o dönem ihtiyacım olan kredi desteğini aldım. 20 metrekarelik bir ofiste başlayan girişimcilik hayatım bu sene 16’ncı yılına girdi.
 
Her sabah güne okul dersleriyle başlarken öğleden sonra kalın vatkalı,  uzun etekli ceketimin altına giydiğim, henüz üzerinde yürümeyi bile öğrenemediğim topuklu ayakkabılarımla koşarak işe gelirdim. Okulda teneffüs aralarında işletme ve iktisat fakültesi öğrencilerinin bulunduğu kantinde masaları tek tek gezerek broşürler dağıtır, öğleden sonra kuruma gelmelerini sağlayarak kayıtlarını yapar, akşamları da o gruplara geç saatlere kadar İngilizce ders verirdim. Bir sekreterle başladığım işletmem iki yılın sonunda 3 katlı bir dershaneye dönüştü ve kurumumuzdaki öğrenci sayısı da iki yüze ulaştı. 2001 yılında okuldan mezun olur olmaz aynı hafta İstanbul‘da yine bir gecelik bir kararla eğitim kurumu açtım.
 
Kapasitesi bizden çok daha büyük eğitim kurumları ile tek rekabet yönteminin firmaların içerisinde eğitim sunmak olacağı düşüncesiyle organize sanayi bölgeleri içerisindeki KOBİ’lere yabancı dil ve kişisel gelişim eğitimleri vermeye başladık. Beş yılda on binden fazla kişiye fabrika içlerinde eğitim verdik. 2005 yılından itibaren de organize sanayi bölgeleri içinde açtığımız şubelerle teknik mesleki eğitim üzerine eğitimler vermeye devam ettik. Türkiye’nin teknik mesleki eğitimde açılan, Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilk mesleki eğitim kurumu olarak bugüne kadar 70 binden fazla kişiye eğitimler verdik. 2011 yılında bu eğitimlere mühendislere yönelik verdiğimiz C belgeli iş güvenliği eğitimlerini de ekledik. Şu anda Çalışma ve Sosyal Güvenlik  Bakanlığı’na bağlı açtığımız iki yeni kurumumuzla dört farklı merkezimizde bu konuda hizmet veriyoruz. Ayrıca teknik mesleki eğitimde verdiğimiz eğitim programlarıyla Mısır ve Kazakistan gibi gelişmekte olan ülkelerle de işbirliğine başladık. 
 
Kendi işinizi yapmaya nasıl karar verdiniz? Bunu yapmaya karar verirken kimden destek aldınız?

Ailem yaşımın küçük olması sebebiyle destek vermedi. Aldığım tek destek Halkbank’tandı ve tabi benim kurumumdan eğitim almayı tercih eden iş adamları ve üniversite öğrencileri. Bir işletme yeni hayata geçtiğinde kazandığı ilk gelirlere vesile olan kişiler bence o firmanın gözbebeği olmalı. Bu kişilere her zaman minnet borcum vardır. 
  
Birçok başarılı hamle gerçekleştirdiniz. Bu yolda ilerlerken bir kadın olarak neler yaşadınız?

Kütahya muhafazakar bir ildir. Benim gibi küçük yaşlarından beri bakımlı olmayı seven biri olarak, hele bir de geç saatlere kadar iş yerinde çalışıp eve dönmek önceleri ailemin tepki almasına sebep oldu. Ancak zamanla yaptığım çalışmaların kulaktan kulağa yayılması toplumun beni saygıyla kabullenmesini sağladı. Ben iş hayatında samimi ve çalışkan bir kadının dezavantaj değil avantaj yaşayacağına inananlardanım. Küçük ve muhafazakar bir şehirde bile bir kadın girişimci kabul görebiliyorsa bence ülkemiz bu konuda oldukça açık görüşlü.
 
Neden bu işi yapmaya karar verdiniz?

İçime yerleşen, bir türlü çıkaramadığım bu işe başlama aşkı belki de bir alınyazısıydı. Hepimiz belli misyonlar için bu dünyaya gönderiliyoruz. Kimilerimiz iyi anneler olmak için, kimilerimiz profesyonel çalışanlar olarak kurumlar içerisinde katma değerler sağlamak için, kimilerimiz için ise girişimci olmak için. Tabii ki kendi verdiğimiz kararlarla bu yollara baş koyuyoruz ama ben kaderin de bizleri yönlendirdiğine inananlardanım.  
 
Önemli kadın girişimcilerinden sayılırsınız. Sizi bu yola iten, cesaretlendiren neydi?

İlk yola çıkışım sanırım babamdan öğrendiğim iş kadıncılık oyununu ondan daha iyi yapma rekabetiydi. Serüven seven bir kişiliğimin olması ve çok küçük yaşlardan beri ticaretin içinde yoğrulmam ise bu yola çıkmam da beni en fazla motive eden sebeplerden biriydi. Buna bir de içerinizden atamadığınız her hangi bir yere ya da kişilere ait olamama duygusu eklenince bu kurum sanırım ait olduğum yer oluverdi. Ailem, eşim, en yakın arkadaşım ve bu yaşıma kadar birbirinden güzel insanları tanımama vesile olan bir yuva…
 
İş kadını olmanın zorlukları neler, iş hayatında zorlandınız mı ya da kadın olmanın avantajlarını gördünüz mü?

Girişimcilik yaratıcılık gerektirir. Yaratıcılık ise özgür bir kişilik. Özgür kişiliğinize, aldığınız aile eğitimi ve geleneksel hayatınızdan oluşan bir yaşam biçimi de eklerseniz harikalar yaratabilirsiniz. Ancak bu özgürlük, her ay bir yurt dışı gezisi ve uykunuzda gördüğünüz başarı rüyaları üzerine kuruluysa aile kuramamak gibi bir olumsuzluk yaşıyorsunuz. Allah bütün başarılı kadınlara bu başarıları taşıyabilecek izdivaçlar kurmalarını kısmet etsin. 
 
Yaptığınız işten istediğiniz sonuçları alabildiniz mi? İleriye yönelik koyduğunuz hedefler nelerdir?

Evet, istediğim gibi sonuçlar çıkıyor. Şu anda yılda üç binden fazla kişiye eğitim vermek bizim iş kolumuzda oldukça önemli. Önümüzdeki beş yıl içerisinde ise hedefimiz beş meslek lisesi ve organize sanayi bölgelerinden birinde bir  üniversite ve meslek yüksek okulu açmak.
Bankacılar seviyor mu sizi?

Bu benim şansım mıdır bilemem ama iş hayatına 1998 yılında girdim ve aynı yıl kriz patladı. 2001 yılındaki kriz ile de  bütün maaş ve kiraları dolarla ödeyen biri olarak en fazla etkilenen firmalar arasındaydım. Kriz dönemlerinde bankalardan kredi kullandığım zamanlar oldu. Her banka karşısında iyi niyetli borçlu görmek ister, ben her zaman iyi niyetliydim.  
 
Genç kadın girişimcilere/ iş kadınlarına öneriniz nelerdir?

Kendilerini erkek ağırlıklı olan iş dünyasında, feminist bir yaklaşımla, erkeklerden yana yaşadıkları sıkıntıları sürekli dile getirir duruma getirmemelerini özellikle öneriyorum.  Erkeklerin dünyasına kabul edilmek için samimi ve çalışkan kişilikleriyle birlik halinde olmalarını öneriyorum. Hayatta en büyük iki düşmanımız; önyargılarımız ve egolarımız… Bu iki düşman bize en büyük hataları yaptırabilir. Kendimizi egolar ve önyargılarımızdan ne kadar uzak tutarsak o kadar başarılı ve saygın kişiler oluruz. 
İkinci önemli konu ise seçecekleri eşler… Kadının başarısını gördüğünde gözleri parlayan bir eş bence dünyaya bedel… Bunu başarabilen erkeklere son derece büyük saygı duyuyorum. Her idealist kadının aradığı eş böyle olmalı. Yoksa yalnızlık çok daha doğru seçim olur. Bu ülkenin idealist, çalışkan insanlara ihtiyacı var.