“Biz Samsun’da bu sektörü beyaz masa örtüsünden kurtaranlarız.”
 
Gökhan ve Bülent Genç kardeşler elele verip tüm birikimlerini yatırarak Samsun’da ilk kafe-restoranlarını açtıklarında tarihler 2009’u gösteriyordu. Kendilerine iki hedef koymuşlardı: Markalaşmak ve büyümek. Amerikan yeme-içme kültürünü Türk dokunuşlarla harmanladıkları ilk Coffee Home, Samsun’da öyle yoğun bir ilgi gördü ki çok geçmeden ikinci şubesi hizmete girdi.  İki kardeş şimdilerde Çorlu, Konya ve Trabzon’da  franchising sözleşmeleri imzalamaya hazırlanıyorlar. 

İşinizin hikâyesi nasıl başladı?

Ben Turizm Otelcilik Bölümü mezunuyum. Gökhan da İktisat Bölümü’nü bitirdi. Bir arkadaşımın vasıtasıyla Amerikalıların bir sınavına girdim ve kazandım. Kardeşimle birlikte Amerika’da sekiz yıl yaşadık. Orada herkes gibi parça parça her işte çalıştım. Dünya mutfaklarını tanıdım. Amerika’dan sonra önümde iki yol vardı: ya orada kalıp kök salacaktım ya da buraya dönecektim. Ben tabii biraz da bir polis çocuğu olmanın verdiği kavramlarla buraya dönüp, ailemin yanında olmayı, kendi ailemi ve işimi burada kurmayı tercih ettim. Ve 2009’da  hayatımızın Samsun defteri açıldı. O dönemde yeme-içme sektöründe büyük bir boşluk vardı burada. Gittiğimiz yerlerde insanlar siyah pantolon beyaz gömlekle çalışıyorlardı. Aynı menüler, aynı ambiyans her şey aynı. Oysa sektörde kendinizi yenilemezseniz kaybedersiniz. Ben şöyle düşünüyorum: 70’lerde mühendis ve mimar olmak modaydı. 80’lerde işadamları ön plandaydı. 2000’lerde ise fikirler satıyor. İlk olarak Samsun Ellialtılar’daki yerimizi açtık kardeşim Gökhan’la birlikte ve böylece başladık. Daha sonra Atakum şubemiz geldi arkadan.

Maddi kaynağı nereden buldunuz, destek aldınız mı?

Biz emekli bir başkomiserin çocuklarıyız. Kendi biriktirdiklerimizle yola çıktık, kimseden destek almadık. Cebimizde ne varsa yatırdık. Risk tabii ki vardı, tutmayabilirdi ama işte o günlerden bugünlere geldik.

İlk başlarda ne gibi zorluklar çektiniz?


Amerika’dan gelmişsiniz ve yepyeni bir işe soyunmuşsunuz. Çok da destek görmedik açıkçası. Yok orada tutmaz, yok bu menüyle hiç tutmaz diyenler mi ararsınız… Bunlar Amerika’da para kazanmışlar şimdi saçacak yer arıyorlar diyenler mi? Bunun yanısıra Samsun son üç yılda bu kadar gelişti. Biz ilk yerimizi açarken mobilya yaptıracak, lamba alacak yer bulamıyorduk. Ama tüm zorlu şartları aştık. Ama bunu yaparken dersimizi de çok iyi çalıştık. Fuarlarımıza gittik, çıkan yayınları okuduk. Bu arada Türkiye çok değişti, gelişti. İnsanlar 96’da cep telefonu alamıyordu şimdi herkeste i-phone var.

8 yıl içinde franchising verme aşamasına gelebilmenizin sırrı ne?

İlk açıldığımız günden beri şöyle bir mantığımız vardı bizim. Birincisi markalaşmak, ikincisi büyümek. Mesela kesme şeker yerine üzerinde kafemizin adının yazdığı paket şekerleri, siyah pantolon beyaz gömlek yerine şık üniformaları tercih ettik. Bir dilimiz olmalı dedik ve çalışan arkadaşlarımıza “Bizim mekanımız özür dilemeyi bilecek, güleryüzlü olacak, hatası olduğunda hemen düzeltiyorum demesini bilecek” dedik. Hizmetten, müşteri memnuniyetinden hiç taviz vermedik. Sonuçta müşteriler bizim elektriğimizi, suyumuzu ödeyen insanlar. Biz burada müşteriye çıkan her şeyi önce kendimiz deniyoruz. Çok klişe belki ama kendi beğenmediğimiz yemeği müşterimize sunmayız. Çünkü biz halkız. Bu gibi küçük ayrıntılarla Gökhan&Bülent Genç’in yeri olarak anılmak yerine markalaşmanın ilk adımlarını attık.  İlk ekibimizi kurarken onlara da şöyle dedik: “Arkadaşlar, hedefimiz sadece burayı açıp işletmek değil. Ardından ikincisini, üçüncüsünü, kısmet olursa dördüncüsünü de açmak”. Aslında biz Samsun’da bu sektörü beyaz masa örtüsünden kurtaranlarız. Burası sadece bir restoran değil artık, dinlenebileceğiniz, hoş vakit geçirebileceğiniz bir yer. Sloganımız da bunu yansıtıyor zaten: “Evinde Gibi Hisset”. Bizim amatör ruhumuzu ayakta tutansa büyüme hedefimiz. 

“Tamam, olduk artık”  yok bizde. Hala kazandığımızı işe yatırıyoruz biz.

Siz sıfırdan başlayıp bugünlere gelen kişilersiniz. Sizce girişimcilikte başarıya götüren ipuçları nelerdir?
Birincisi hiç kuşkusuz dersini iyi çalışmak. Para kazanmaya değil işin başarısına odaklanmak. Dürüst olmak. Ayrıntıları asla atlamamak. Çalışanlarla ekip ruhu oluşturmak, aynı gemide olduğunuzu hissetmek ve hissettirmek. Onların haklarını gözetmek. Mutlu personelin mutlu müşteri anlamına geldiğini unutmamak.