Eylül Görmüş-Ömer Çağatay: Dem Cafe’de çayın 60 çeşidini sunuyorlar

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler mezunu Eylül Görmüş, okulunu bitirdikten sonra 2 yıl kadar PR şirketlerinde çalıştı ama hayalleri daha ağır bastı. Yurtdışı gezilerinde görüp tatlarına baktığı, valizine atmadan dönmediği bir tutkusu vardı: Çay. Kuzeni Ömer Çağatay ile kafa kafaya verip bir hayali gerçekleştirmeye karar verdiler. Çayın bu denli sevildiği ve her yerde kolayca bulunduğu bir ülkede onlar işi bambaşka bir boyuta taşıdı. Ve 60 farklı çeşidi bulunan ilk “çay evi” DEM böyle hayata geçti.

Dem ’in açılış hikâyesini anlatır mısınız bizlere?

Biz kuzenimle kardeş gibi büyüdük. O da ben de çay tutkunlarıyız. Kahveden daha zengin bir kültüre sahip olan çayın ülkede sadece birkaç çeşidinin olması bizim için bir eksiklikti. Önce kendi duyduğumuz eksikliği gidermek, daha sonra bu çeşitliliği insanlara da sunabilmek adına bu yola koyulduk. Ailemizin de desteğiyle 1 Eylül 2013 tarihinde “Dem”i açtık. “Yavrum o kadar okudunuz, çaycı mı olacaksınız?” laflarını işitmedik değil tabi. Ama büyük şirketlerde çalışsaydım, kendimi bu kadar mutlu hissetmezdim. Ailemize ve çevremize de kendimizi bu şekilde ispat etmiş olduk.

Sadece çay mı servis ediyorsunuz yoksa başka ürünleriniz de var mı?
 
Hepsinin kendi bardağı, demliği ve sunumu olan 60 çeşit çayımız var. Bunun yanında atıştırmalık çay yanı lezzetlerimiz de mevcut. Bunun için Dem’i açmadan önce net üzerinden “çayın yanında ne seversiniz?” sorusuyla bir anket yaptık. Yiyecek olarak simit ve börek ağırlıktaydı. Bizi en şaşırtan ise leblebi oldu. Böylece bir yiyecek listesi hazırlamış olduk. Biz her şeyin iyisini yapmak istediğimiz için hep profesyonellerle çalıştık. Logo, mimari, çay çeşitleri ve menü. Dolayısıyla bu menü de bir danışman eşliğinde hazırlandı. Atıştırmalıklar, kahvaltılıklar, tatlılar, her bardak çayın yanında verilen leblebiler ve İngiliz 5 çayı sunumu... Şimdilik ek ürünlerimiz bunlar.

İsim koyma ve yer bulma hikâyeniz nasıl oldu?

Üstünde bayağı düşündük. Detaylara indikçe indik. Hem sıcak hem de samimi olsun istiyorduk. Ve sonunda gözümüzün önündeki ismi bize kuzenimin kız arkadaşı hatırlattı: DEM.
Yer olarak Karaköy başından beri aklımızda vardı. Çok fazla göz önünde olmayacak ama kültürel her türlü çeşitliliği kabul edebilecek bir yer Karaköy. Biz dükkân bakmaya başladığımızda gelişmeye başlamıştı buralar. Şimdiki yerimizi bulduk ve hummalı hazırlık aşaması başlamış oldu.
Açıldıktan sonra ilk başlarda her gün onlarca kişi yol tarifi için arıyordu. Sonradan insanlar alıştılar. İstediğimiz de buydu zaten. Kuytu köşede insanların kendini daha özel hissedeceği bir yer.

Kaç kişi çalıştırıyorsunuz?

Mutfak ve servisle beraber 5 kişi çalışıyor. Aynı zamanda her gün öğleden sonra ya kuzenim ya ben mutlaka dükkânda oluyoruz. Çok yoğun olduğunda bulaşığa girdiğim bile oluyor. İnsanlarla irtibatta olmak hoşumuza gidiyor. Aynı zamanda burası evimiz gibi. Mimarımızla çalışırken ilk başta dediğimiz “yuva duygusu olan ve çayın kaotikliğini yansıtan bir yer olsun”du.
Aşçımız deneyimli bir bayan, servis elemanlarımızın da iletişiminin iyi olmasına dikkat ettik. Çünkü insanlara bunca çeşitte çayı anlatmak ve seçimlerinde yardımcı olmak gerekiyor.

Bir devlet desteği ya da banka kredisi aldınız mı?

Hayır, kredi ya da destek almadık. Ailelerimiz yardımcı oldu. Ama ileride yeni planlarımızı uygularken kredi kullanabiliriz. Ödemede kredi kartı seçeneğimiz var.

İnsanların burayı duymalarını nasıl sağladınız?

Reklam için tek kuruş harcamadım. Açıldıktan sonra bir basın bülteni yayınladı ve kulaktan kulağa duyulmaya başladı. Zaten iyi bir iş çıkarıyorsanız müşteriler de gazeteciler de bunun kokusunu alıyorlar.

İlk başlarda hiç zorluk yaşadınız mı?

Açıkçası tanınma ve iş yapma konusunda korktuğumuz şeyleri yaşamadık. Hızlı duyuldu ve kulaktan kulağa yayıldı ismimiz. Ama bunun dışında zorluklar yaşadık. Hazırlık aşamasında dükkânın inşaat süreci zorluydu. İnşaatla ve ustalarla ilgili büyük(!) deneyimler kazandım. Başlarda insanlara çayları tanıtmak zorladı. Bu yüzden her çeşidin küçük kavanozlarda olduğu bir çay arabasını çare olarak bulduk. İnsanlar kahvedeki gibi yoğun bir tat bekliyorlardı ama yavaş yavaş alıştılar. Ayrıca hiç çay evi olmamış bir ülkede çay evi açmak da zorlu bir işti. Çünkü ülkemizde yerli çayın korunması adına ithal çaylara %145 vergi uygulanıyor. İthal çaylar ülkeye sadece Rize gümrükten girebiliyor. Uçakla geliyor ve bu maliyeti arttırıyor. Kah kendi imkanlarımızla kah distribütörler aracılığıyla çaylarımızı temin ediyoruz. Bu da kolay ve ucuz bir süreç olmuyor haliyle.

Geldiğiniz noktadan memnun musunuz?

Hayal ettiğimizden daha iyi noktadayız. Çok yoruluyoruz ama akşam dükkânın kapısını kilitleyip eve huzurla dönmek çok güzel bir duygu. Kendimizi şanslı ve geldiğimiz yerden dolayı memnun hissediyoruz.

Yeni hayaliniz ne?

Şu anda dükkân yetmiyor. Bunun devamı da gelsin istiyoruz. Bu yüzden şube gibi, daha büyük ama misyonunu koruyacak şekilde kıyıda köşede bir yer daha açmayı düşünüyoruz. Sanırım kendi imkânlarımızla olacak o dükkân da. Çünkü bayilik teklifleri geldi ama bizi heyecanlandıran bir şey olmadı. Onun dışında turist haritalarına girmek için çalışmalarımız başladı. Malum, Karaköy bu noktada çok zengin. Yaz için soğuk çay gibi fikirlerimiz var. Kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. 
İşiniz insanlarla. Elbette ilginç anılar da biriktiriyorsunuzdur…

Açılışımızdan bir gün önce son hazırlıkları yapıyoruz. Motosikletli bir bey durdu dükkânın önünde. Bizim sokağımız çok işlek bir sokak değil. Sanırım geçerken gördü ve durdu. Dışarıda masalardan birine oturdu. Ama biz şaşkın şaşkın adama bakıyoruz. “Bir çay alabilir miyim?” dedi. İçeride kendimiz için demlediğimiz çay var ama kasa daha açılmamış. “Biz henüz açılmadık.” dedik. “Eee, bir suyunuz da mı yok, çok yoruldum.” dedi. Sonra beyefendiye çayımızdan ikram ettik. İlk misafirimiz oldu. Daha sonraları da geldi dükkâna. Bir de 60 çeşit çayı sırayla denemeye çalışan müşterilerimiz var.

Röportaj: Tarık Dağlı