Gamze Cizreli; Big Chefs'in mucidi, hikayesini kendi ağzından anlattı. 
 
Büyük Şefler’in lezzet yolculuğu, 2007 yılında Ankara’da başladı. Kısa sürede, Ankaralıların vazgeçilmez mekanı oldu, şube sayısını üçe çıkarttı. 2009 yılında sonunda İstanbul Etiler ve Tünel’de açtığı şubeleri ile İstanbul’a merhaba dedi. Büyük Şefler bugün Ankara, Istanbul, Gaziantep, Mersin, Antalya ve Samsun’da toplam 16 şubesi ile her gün binlerce kişiye en iyiyi sunmak için çalışıyor. Yılın 365 günü, günün her saati, en lezzetli yemekler, en taze ekmekler, en özel tatlılar, en hızlı ve en iyi servis, Büyük Şefler’in açık mutfağından çıkıyor. Zengin kahvaltı seçeneklerinden kocaman burgerlere, taptaze salatalardan süper sandviçlere, et yemeklerinden ev yapımı makarnalara kadar hepsi birbirinden lezzetli hepsi birbirinden keyifli.

Big Chefs’in mucidi olarak ismini yüksek volümle duyuran, Gamze Cizreli ile yeme-içme sektörü ve kadının iş dünyasındaki yeri üzerine özel bir sohbet…

Birçok marka ve en son Big Chefs'i yarattınız. Bu yolda ilerlerken neler yaşadınız?

Aslında biraz cesaretli oldum. Ve bence girişimler için cesaret şart. Bir Anadolu markasıyız ve öncelikle yola Ankara'dan çıktık. 1994'te bu işe başladığımda, Ankara’da “Cafemiz” ile başladım. Sonra, Cookie House markası geldi. O zamanlar rekabet çok azdı. 2009’da İstanbul'a geldikten sonra sektör büyümeye başladı. Doğuş gibi büyük holdinglerin bu işe giriş yapmasıyla sektör müthiş büyüdü. Rekabetle başa çıkmak zor olsa da, aynı oranda yeme-içme oranının artması, sektörü büyüttükçe büyüttü. Pastanın dilimleri küçülür gibi gözükürken, pastanın ebadının büyümesi, bana göre sektörü daha iyi hale getirdi. Tabii Anadolu markası olmamızın avantajını, İstanbul'a geldiğimizde daha çok hissettim. Anadolulu olmanın getirdiği bir mütevazılık var, amatör ruh var.

“Lezzet transferleri yapıyoruz”

Şu anda neredeyse İstanbul'da olan mağazalarımız kadar, Anadolu'da da mağazalarımız var. Ayrıca, Anadolu lezzetlerine menülerimizde çokça yer veriyoruz. Bu gittiğimiz her bölgede geçerli. Antep'te mağaza açtığımızda, Antep katmerini öğrenip bunu bütün Türkiye şubelerine koyduk. Böyle lezzet transferleri de yapıyoruz. Dolayısıyla Ankaralı olmanın, Anadolulu olmanın avantajını biz bu sektörde sonuna kadar hissediyoruz.

Türkiye'nin en önemli kadın girişimcisi olarak sizi bu yola iten, cesaretlendiren neydi?

Bu sektörün büyüyeceğine inanıyordum. Bu işe başladığımda çalışan kadın sayısı şimdiki kadar fazla değildi. Evimizde hep geleneksel anne yemekleri pişiyor, her akşam ailece sofraya oturuluyordu. Bizler de o kültürle büyüyorduk. Öğrencilik yıllarımda biriktirdiğim harçlıklarla her fırsatta yurtdışına gidiyor, orada şehirlerin büyümesine, metropol yaşama şahit oluyordum. Ve bu durumla birlikte dışarıda yeme içmenin de artacağına kanaat getirmiştim. Türkiye’de kız öğrencilerin “Baba beni okula gönder” sloganlarının artmasıyla çalışan kadının da artacağı belliydi. Ve bu durum dışarıdaki yeme içme oranına da yansıyacaktı. Hatta 10 yıl önceki röportajımda da yeme içme sektörünün ne denli büyüyeceğinden bahsetmiştim. Bu işi çok seviyor olmam, yemek yapmayı, mutfağı araştırmayı geliştirmeyi sevmem, ön görümle de birleşince cesaret kendiliğinden geliyor.

 “Ve tabii marka yaratma isteği…”

İsmiyle, marka konumlandırmasıyla, hedef kitlesiyle, bütün konseptiyle benim çok keyif aldığım bir iş. Bugüne kadar Ankara'da kalan hem yerel hem uluslararası olan Quick China'dan Cafemiz'e, Cookie'ye, bugün Big Chefs'lere gelene kadar pek çok marka benim en büyük kazanımlarımdan biri.
 
İş kadını olmanın zorlukları neler, hizmet sektöründe zorlandınız mı, ya da avantajlarını gördünüz mü?
 
Restorancılıkta kadın olmak avantaj. Bunun iki nedeni var. Birincisi; hakikaten evlerimizde de kadınlarımız misafirleri ağırlayan, detaycı olan, daha titiz olan, hijyene önem veren kişidir genelde. Dolayısıyla bunun avantajını çok hissettim. Kadın olmanın dezavantajı sadece, benim sektörümde ve diğer sektörlerde sermayeye zor erişmesi. Genelde kadının üzerine gayrimenkul olmadığı için (Bende de aynı sorun hep vardı) banka sistemlerinin teminata dayalı bir sistem olmasından ötürü zorlandım. Fakat son dönemde hakikaten devletin politikalarıyla, kredi garanti fonu gibi bir takım kadınları destekleyici şeylerle bu sorunun yavaş yavaş aşıldığını görüyorum. Kadınlara yönelik ayrıcalıklar var artık kredilerde. Dolayısıyla bizim hizmet sektöründe, restorancılık sektöründe kadın olmak avantaj.
 
Kredilerle aranız nasıl? Bankacılar seviyor mu sizi?
 
Kredilerle aram iyi. Bankacılar beni çok seviyor. Totalde, 2006’dan bu zamana kadar 200 milyon lira döndürdük. 7 yılda bu kadar parayla bankalarla çalıştık.

Türkiye'nin dört bir yanında markanız, mekanınız var. Coğrafyamızda yeme-içme sektörünün gidişatını nasıl görüyorsunuz? Anadolu'da potansiyel var mı? 

Anadolu'da çok büyük bir potansiyel var. Ve bunu ilk gören markalardan biri de biziz. Şu anda Antep, Antalya, Mersin, Samsun var. Sırada Adana geliyor şimdi de. Ondan sonra Bursa var.

Barış süresinden sonra Diyarbakır olabilir mi?

Kesin. Ben pazartesi günü Diyarbakır'daydım. Bundan sonraki hedefimiz Güneydoğu özellikle Diyarbakır müthiş gelişiyor. Barış süreci başladıktan sonra ilk defa gittim. Müthiş olumlu bir hava var. Çok keyifli, herkes sokaklarda, mekanlar dolu, oteller dolu, acayipti. Mardin, Diyarbakır, Malatya… Gençler özellikle hedef kitlemiz olduğu için, üniversite olan şehirlerde yayılacağız mutlaka.

Hedefleriniz nedir?

Big Chefs ile Anadolu ve İstanbul'da büyümeye devam edeceğiz ama İstanbul'da hangi hızla büyürüz tabii onu bilemiyoruz. Şehrin yeni dağılımı da gösterecek. Ama Anadolu'da büyümek istiyoruz ve tabii ki New York ve Körfez bir de Hindistan.

Bunu ilk defa söylüyorsunuz?

Hindistan'a geçen sene gittim ve ekonomik anlamda inceledim. Dışarıda yeme-içme alışkanlıkları korkunç.

Ama onlar körisiz hiçbir şey yemiyor.

Hayır. Batı mutfağına müthiş meraklılar. Açılan İtalyan, Fransız restoranları inanılmaz iş yapıyor. Ve çok ilginç gelenekleri var. Düğünde olduğu gibi cenazede de dışarıda yiyorlar. Dışarıda yemek için bahane arıyorlar.

Genç kadın girişimcilere öneriniz nelerdir?

Girişimci olmadan önce birincisi bir yerde o işi öğrensinler. Başkasının parasıyla deneyim sahibi olsunlar. Çünkü kendi paranızla, özellikle kısıtlı bütçeyle deneyim kazanmak çok zor artık bu rekabet ortamında. Hangi işe gireceklerse girsinler önce başka bir yerde deneyim kazansınlar, yapacakları işi çok iyi öğrensinler ondan sonra da hayallerinin peşinden giderek hiç yılmadan doğru bir ekiple yapacakları işe, hedeflerine kilitlensinler.  Sonra başarı mutlaka gelir.