Kendi oyununu yazan mühendis

Gülay Savaş - Arya Akademi
 
Gülay Savaş, çocukluğundan itibaren kendine doğru olarak gösterilenleri yaptı ve alanında uzman bir mühendis olmayı başardı. Akademisyenlik yaparken özel sektörde de önemli hizmetlerde bulundu. Ama dünyaya kendi penceresinden bakmaya başladığında kendi doğrularını uygulamaya karar verdi. Aldığı kişisel gelişim eğitimlerini yılların mühendislik deneyimiyle harmanlayarak bireysel ve kurumsal koçluk yapmaya başladı. 2008'de kurduğu Arya Akademi ile hayallerinin peşinden koşup başarıyı yakalayan ender kadın girişimcilerden biri oldu. Gülay Hanım'la bu sıra dışı başarı hikâyesini konuştuk.
 
Röportaj: Ece Baban
 
Çok ilginç bir kariyer öykünüz var. Kısaca anlatır mısınız?
 
İ.T.Ü. Makina Fakültesi’nde lisans eğitimi aldıktan sonra aynı üniversitede Fen-Edebiyat Fakültesi Matematik Mühendisliği, Sistem Analistliği departmanında yüksek lisans ve doktoramı tamamladım. Üniversiteyi bitirir bitirmez önce İ.T.Ü Fen-Edebiyat Fakültesi Sistem Analistliği departmanında ve sonra da İ.Ü. Bilgisayar Mühendisliği departmanında öğretim görevlisi olarak çalıştım. Akabinde yedi sene özel sektörde çeşitli yerli ve uluslararası firmalarda yöneticilik yaptım. Bu kadar mühendislik ve teknik iş yaşamı hayatıma ve olaylara tek pencereden bakmama, kurallarla yaşamama sebep olmuş ve zihnim formatlanmıştı. Bu farkındalıktan sonra aşağıdaki NLP Master, Yaşam Okulu, Yaratıcı Drama ve Oyunculuk, Profesyonel Oyunculuk, Meditasyon ve Yoga, Optimum Denge Modeli ve Kaptanlık eğitimleri de alarak “Kendini Bilme” yolculuğuna çıktım. Bu bilgilere, yaşam tecrübelerimi de katarak kendi bütünsel yaklaşımı oluşturdum. Tüm bunların ışığında 2008 yılında Arya Akademi'yi kurarak burada bireysel ve kurumsal koçluk yapmaktayım.
 
Arya Akademi fikri nasıl ortaya çıktı?
 
Hepimiz bu dünyaya kendimizi ifade etmek için geliriz. Ve hayatta her şeyin denenmeye değer olduğunu anladığımızda, istediğimiz an ışığımızı, hoşumuza giden herhangi bir doyum için de kullanabiliriz. Kendi işimi kuruncaya kadar yaşadıklarım içinde aradığım huzur, mutluluk, motivasyon ve akış halini bulamamıştım. Bir şeyler vardı yanlış olan, yolunda olmayan ya da zorla olan. Ama neydi? Bizim zamanımızda “Ya mühendis ya da doktor olursanız adam olursunuz” denmişti. “Neyi seviyorsun, ya da nasıl mutlusun?” denmedi! Ben de, annemi-babamı mutlu etmek, kısacası adam olmak için mühendis olmayı seçmiştim. Tabii sonrasında da hep teknik konularda, bilgisayarlar ardında, duygudan uzak teknik dünya içinde yaşamıştım. Ama şimdi fark ediyordum ki, ben, insan ile olmaktan, duygu ile harmanlanmaktan, kendi yaratıcılık sınırlarım çerçevesinde özgürce yaratmaktan mutluydum.
 
Sheakspeare der ki: “Ne zaman oynadığın oyunun yazarının kendin olduğunu anlarsın, işte o zaman gerçek oyununu yazmaya başlarsın.” Ben de kendi oyunumu baştan istediğim şekilde yazmaya karar verdim ve “Anlamlı Ruhsal Yaşam” (ARYA) Arya Akademi'yi kurmaya karar verdim.
 
Verdiğiniz hizmetten biraz bahseder misiniz?
 
 
İnsan 5 boyutlu bir bedene sahiptir. Fiziksel Beden, Eterik Beden, Mental / Zihinsel Beden, Sezgisel Beden, Astral Beden... Bizim bu 5 boyutu da bilmemiz, anlamamız ve beslememiz gerekmektedir. Ancak o zaman yapılan çalışmalar kalıcı dönüşümler sağlar. Dolayısıyla ben de 5 boyutlu ve paralel olarak yapılabilecek bütünsel bir çalışma uyguluyorum ve kişilerin ellerine reçete veriyorum. Sözgelimi; zihnimizi negatif düşünce kalıplarından temizlerken, vücudumuzdaki toksik maddeleri de atmak için doğru beslenme (alkali beslenme gibi), doğru nefes almanın temel tekniklerini de anlatmak gerekiyor. Çünkü sağlıklı beden sağlıklı zihinde bulunur. Yani insanı her boyutu ile bütün ve birbirinden ayrılmaz bir parça olarak alıp, bu doğrultuda çalışıyorum. Ayrıca kitaplar okuyoruz, yaşamın içinde öğrendiklerimizi deniyoruz, hipnoterapi, EFT, bilinçaltı çalışmaları, nefes teknikleri, NLP gibi birçok çalışmanın temellerini ve neden, niçin kullanması gerektiğinin kurallarını veriyorum.
 
Bu alanda hizmet veren diğer kuruluşlardan sizi ayıran özellikleriniz neler?
 
 
Birincisi, hem mühendislik hem de insan psikolojisi ile ilgili bileşenleri bünyesinde barındıran bir kurumuz. Kişilerin içindeki analitik sol beyini, yaratıcı sağ beyin ile birleştirmenin yollarını anlatıyoruz. Şirketler içinde teknolojiyi, teknolojik alt yapıyı yönetim bilimi ile birleştirerek, insanların içindeki hazineleri daha rahat çıkartmalarını sağlayarak onların yaratıcılıklarını besliyoruz. Böylece inovasyonun yolunu açıyoruz. Üçüncüsü, kişiye veya kuruma bütünsel bakmak da, diğer önemli bir farkımız.
 
Türkiye’de kadın girişimciler hakkında ne düşünüyorsunuz?
 
 
Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı kentsel alanlarda yükselmekle birlikte, zaman zaman kırsal alanlarda düşüş gösteriyor. Ama her şeye rağmen bundan 10 sene evveline kıyasla, bu sayılar arttı. Ülkemizde de, artık gerek kadın istihdamının arttırılması, gerekse de kadın girişimciyi desteklemek amaçlı birçok kuruluş var. Ülkemizin sosyolojik koşulları bazı zorluklar gösterse de, geçim sorumluluğunu alan kadın birçok konuya el atmayı başardı.
 
Kadın girişimci olmanın zorlukları neler?
 
 
Ataerkil yapıya sahip iş yaşamında da erkek egemen bir toplum olarak, kadınlar birçok kez arka planda sessiz kaldılar. Ayrıca “Saçı uzun, aklı kısa", “Elinin hamuruyla, erkek işine karışılmaz”, “Eksik etek” gibi ifadeler ile kafalarına inanç kalıpları kazılmış çok az toplum olduğunu düşünüyorum. Bilinçaltlarına bu kalıpların kazındığı bir toplumda, kadın olarak öne çıkıp, girişimci olmak, fikrinizi dinletmek erkek egemen bir yapıda kolay olmuyor.
Başarılı kadınlara baktığımızda hepsinin savaşçı bir karakterde olduğunu görüyoruz. Yani erkeklerin yanında erkek gibi olarak ve savaşarak bir yerlere gelmişler. Dolayısıyla zorlukların çoğunlukla psikolojik boyutta olduğunu düşünüyorum. Kadınlarımız yoksa her boyutta son derece yetkin ve güçlü.
 
Şu an yolunda başında olan kadın girişimcilere hangi tavsiyeleri verirsiniz?
 
 
Bir kere cesur olsunlar. Ve yola çıksınlar. Ama bu yola çıkış tabi ki plansız bir şekilde olmasın. Önce kendilerini tanısınlar. Yetkinliklerini bilsinler. Ne istediklerini, nasıl mutlu olacaklarını ve insanlarla ne vermek istediklerini düşünsünler. Sonra sıra sahip olduğumuz ilişkiler ağına geliyor. Türkiye içinde bu ilişkiler ağını, bu referans listelerini oluşturabilmek önemli. Bu kişilere planlarını, projelerini anlatsınlar. Tabii bu planları hazırlamadan evvel gerek KOSGEB’in “Girişimcilik” eğitimleri, gerekse de KAGİDER'in (Kadın Girişimciler Derneği) “İşimi Kuruyorum” tarzı eğitimlerine katıl