L'estasi
Arman Özbilir kariyerini ve kendini keşfetme hikayesini Halkbankkobi'ye anlattı.
L'estasi markasının genel müdürü Arman Özbilir küçük yaşta Kapalıçarşı'nın tozunu yutanlardan... Kuyumcu mıhlayıcılığının ardından kendini 'keşfederek' bir dünya markası olan L'estasi'yi yarattı. Bunun yanı sıra Simong, Jacop&Co ve House of baget gibi markaların distribütörlüğünü yapıyor.
 
Röportaj: Marilla Erçik
Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
1976 İstanbul doğumluyum. İlköğretim yıllarımda yazları çırak olarak Kapalıçarşı’da çalışırdım. Kuyumculuk hayatım o dönemlerde başladı. Abim kuyumculuk yapıyordu, onu gördükçe ben de hevesleniyordum. Her şeyi ustalarımızdan öğreniyorduk. Okul hayatım bittikten sonra kendimi Kapalıçarşı’nın en iyi ustalarının arasında buldum. İki tane çok iyi ustayla çalıştım. Şu an tasarımcıyım fakat asıl mesleğim kuyumcu mıhlayıcılığı. Hepsini yapıyorum dersem daha doğru olur. 9 sene boyunca Kapalıçarşı’da kendimi geliştirdikten sonra askere gittim. Ardından abimin yanına Amerika’ya gitmeye karar verdim. 6 sene orada Dünyanın önde gelen markaları ile çalışma fırsatım oldu. Tiffany&Co ile anlaşma imzaladık ve hala yüzde 65 üretimlerini biz yapıyoruz.
 
Türkiye’ye dönme fikri nasıl ortaya çıktı?
İçgüdüsel bir şeyler oldu ve Türkiye’ye dönmek istedim. Zamanla kendi adıma hiçbir şey yapmadığımı fark ettim. Bir şeyleri kendim, ayaklarımın üzerinde durmak istedim. Ne kaybedip kazanacağımı görmek için geri döndüm. Açıkçası kendi sınırlarımı bilmiyordum. Geri döndüm kendi iş yerimi açtım. Bir kaç sene Kapalıçarşı'da fason markalara çalıştım. Zamanla kendimi keşfettim. Çizme yeteneğimin olduğunu gördüm. Böyle bir yeteneğim olduğunu bilmiyordum. Çizimlerini usta isimlere gösterdim. Onlarda tasarımlarımı beğenmeye başladı. Tasarımlarımı, bu işin piri dediğimiz isimler beğendiler. Küçük parçalar yaparak bugünlere geldim. Tabi işin içinde biraz şans, biraz yetenek, biraz tesadüf de var.
 
Türkiye’ye getirdiğiniz markalardan bahsedebilir misiniz?
Kuyumculuk anlamında Los Angeles’da bulunan Simong adlı çok ciddi bir markayı getirdik. O markanın distribütörüyüz. Bunun dışında House of baget adlı markayı da Türkiye'ye getirdik. Distribütörleri olmamıza rağmen dönem dönem kendi tasarımlarımızı da onlarla paylaştık. Bir de Jacob&Co markasını Türkiye’ye getirdik. Jacob’la aramız çok iyi, ailece görüşüyoruz. Beraber bir dönem mücevher işi yaptık. Daha sonra saatlerini Türkiye’ye getirerek distribütörlüğünü aldım. Bir yandan da L’estasi var. L’estasi markasını da biz yarattık.
 
L’estasi markasını dünyanın bazı bölgelerinde var. Bu markayı yaratmaya sizi ne itti?
İnsanın zapt edemediği hırsları vardır ya hani onu yaşamaya başladım. İlk başlarda tasarımlarımın dünyaca ünlü markalar tarafından kullanılması çok büyük gurur kaynağıydı. Daha sonra “Ben niye kendi markamı yaratmayayım?” diye düşündüm. Çok sancılı bir yol, kolay olmayacağını biliyordum. Ukrayna, Amerika, Rusya, Moskova, Sibirya gibi ülkelerde L’estasi markalarının Distribütörleri var. Marka bize ait. Avrupa’nın en iyi oteli olan Antalya Mardan Palace ve Nişantaşı'nda olmak üzere iki yerimiz var.
 
Bu işe girerken kimseden destek aldınız mı? Sizi cesaretlendiren neydi?
Bu bir takım işi. Lider olmak çok önemli evet ama ekibinin de iyi olması gerekiyor. Fikir alışverişlerimiz hala oluyor. Başarının sırrı keşfetmek. Her güne yeni bir şeyler keşfediyor insan, bunun farkına vardığında yılmadan devam ettiğinde başarı geliyor. Tek şart çok çalışmak.
 
Hedefiniz nedir?
Dünyada ciddi bir marka yaratmak istiyorum. Bunun hayal olmadığını düşünüyorum. Ne zaman olur bilmiyorum ama ölmeden önce, hem ülkeme hem de aileme çok iyi bir marka bırakacağıma inanıyorum. Hedeflerimiz bitmiyor. Bazı hedeflerimize ulaştık ama gördük ki bu sadece ilk adımmış. Zamanla bir şeylere ulaştıkça asıl istediğimizin daha iyi olduğunu keşfettik.
 
Yeni bir girişimin hayatta kalması için olmazsa olmaz nedir?
Girişim demek inanmak demek. Ben inandığım işe girerim. Benim için kazanmakla kaybetmek eşdeğer. İnsan inanmadığı işe girmemeli. Ayakta kalmanın olmazsa olmazı inanmak ve çalışmak. Hangi markayı getirdiğinizin önemi yok. Profesyonel anlamda ayakta duramazsınız. Kendilerine güvensinler, inansınlar ve keşfetsinler. Yola çıkıp risk almaktan korkmasınlar. Kimsenin 3 kolu ya da 3 gözü yok. Hepimiz aynınız. Hiç kimse birbirinden üstün değil. Önemli olan fırsatları iyi değerlendirebilmek. En önemlisi çok ama çok çalışmak.
 
Para akışı için kredilerin ne kadar önemi var?
Krediler bu süreç içersinde çok önemli. Ama kredilere de girerken çok dikkatli hareket edilmeli. Bu size verilmiş bir emanet. Bunu geri ödeyeceksiniz. Koşulunuz var. Bu unutulmamalı. Parasız hiçbir şey olmaz. Ödeyemeyeceğin krediyi almak intihar etmekten farksız. Bu size bir imkan sağlıyor ama ayağını da yorganına göre uzatman gerekiyor.