Nur Beğen: Farklı ve öncü bir şirketin sahibi
 
Organik tekstil ürünleri konusunda uzmanlaşan OrganicEra, genç bir kadın girişimci olan Nur Beğen tarafından İngiltere, İskandinavya ve Japonya’nın başını çektiği yurt dışı pazarlara yönelik olarak 2006 yılında kuruldu. OrganicEra, sertifikalı %100 organik pamuk ve doğal iç malzemeler kullanılarak, sertifikalı üreticiler tarafından üretilmiş ürünlerini 2008 yılından itibaren yurt içi piyasaya da sunmaya başladı. OrganicEra Organik Oyuncakları Türkiye’nin ilk %100 organik sertifikalı oyuncak koleksiyonu olarak Control Union tarafından sertifikalandırıldı. Bu koleksiyonda yer alan patili ayı, tavşan, kuzu, kedi, köpek, fil gibi peluş hayvanlar ve bez bebeklerin yapımında kullanılan malzemelerin boyanması esnasında, organik üretim standartlarına uygun olarak, ağır metaller içermeyen boyalar kullanılıyor. Oyuncakların dış yüzünde %100 organik peluş, içerisinde ise dolgu maddesi olarak yün kullanılırken, ürünler klor ve formaldehit içermiyor.

Çocuklar için organik oyuncakların dışında markanın sahibi Nur Beğen, dünyaca ünlü Türk havlularını da organik olarak satıyor. Farklı ve gelecek vaad eden bir iş kolunda öncü bir şirketi yönetiyor.
  
Kısaca kendinizden bahseder misiniz?
  
1978 Ankara dogˆumluyum. Ankara Koleji'nde okudum. Gazi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümününde lisans, Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünde yüksek lisans eğitimi aldım. Türkiye Ihracatçılar Meclisi (TIM) Ticaret Noktası'nda sistem analisti olarak çalıştıktan sonra 2006 senesinde organik tekstil ürünleri ihracatı yapan bir acenta olarak faaliyet göstermeye başladım. 2007 senesinde Türkiye'nin organik sertifikalı (GOTS ) ilk ev tekstili ve oyuncak markası olan OrganicEra'yı piyasaya çıkardım ve internet satışları için www.organikturk.com ‘u kurdum. OrganicEra 200 'ün üzerinde ürün çeşidi ile Türkiye'nin en kapsamlı organik tekstil markası. Ürünlerimiz arasında bebek kıyafetleri, peluş¸ oyuncaklar, havlu, bornoz, hamile ürünleri, otel ve Spa serisi bulunmaktadır ve ürünlerimiz 13 ülkeye ihraç ediliyor.

Aynı zamanda 2011 senesinde sürdürülebilir turizm için dünyada geniş kabul gören Green Globe Sertifikası'nın Türkiye resmi partneri olan Ekopartner firmasını kurdum. Ekopartner, Club Med ve Mövenpick'in de aralarında bulunduğu otellere sürdürülebilir turizm konusunda danışmanlık ve denetim hizmeti veriyor.

Kendi işinizi yapmaya nasıl karar verdiniz? Bunu yapmaya karar verirken kimden destek aldınız?
  
Herkesin çevresinde rol model olarak aldığı bir örnek çoğu zaman oluyor. Benim durumumda bu babam oldu sanırım. Babamın etkisi altında kalarak mühendis olmayı seçtiğimi ve kendi işimi yapmaya karar verdiğimi çok sonraları fark ettim. Babam serbest çalışıyordu ve ofisi evdeydi (ki o yıllarda çok nadir bulunan bir örnektir ) ve kendi tabiri ile işini her zaman "one man show" olarak tanımlıyordu. Yani çok risk almadan, tüm iş süreçlerini kendin kontrol ederek, hayatınla işin paralel yürütüldüğü bir iş modelini babam sayesinde seneler boyunca gözlemledim. Dolayısıyla, kendi işini yapmanın hem avantajlarını hem de dezavantajlarını daha işe başlamadan biliyordum. Bu da karar vermemde ve işi çok kurmamda çok cesaret verdi bana.

Kendi işimi yapmaya karar verirken çevrenizdeki çok kimseden destek aldığınız maalesef pek söylenemez. Çünkü sizinle aynı okullarda okuyan arkadaşlarınız daha " prestijli" ve "kurumsal" firmalarda, size kıyasla daha "güvenli" bir hayata adım atarken, siz bir hayalin peşinden kendinizi boşluğa bırakıyorsunuz. Kendinizin bile sonunda ne olacağını tam olarak kestiremediği bir koşulda, aileniz ve arkadaşlarınız doğal olarak sizi koruma iç güdüsü ile size çekincelerini dile getiriyorlar. Yani, maalesef bu aşamada kimsenin çevresinden çok destek gördüğüne inanmıyorum ben. Bizim ailede ise annem her zaman benim çalışmam konusunda bana yardımcı olarak, babam ise iş tecrübelerini benle her zaman paylaşarak destek oldular bana. Bunun dışında yıllar geçse bile yakın çevrenize hala vermiş olduğunuz kararın ne kadar doğru olduğunu ya da mutlu olduğunuzu açıklamak zorunda kalabiliyorsunuz .
 
Birçok başarılı hamle gerçekleştirdiniz. Bu yolda ilerlerken bir kadın olarak neler yaşadınız?

Topluma göre kadın kimliğinizin büyük bir bölümünü eş ve anne olma özellikleri oluşturuyor. Dolayısı ile bir kadın olarak işe girdiğinizde, ya da kendi işinizi kurduğunuz zaman çevrenizden ilk aldığınız tepki, bir kadın olarak "zaten bir erkek kadar" çok çalışarak bir evi geçindirme zorunluluğunuz olmadığı, aksine sizin ya "kendiniz için" ya da "eşinize destek olacak kadar" çalışabileceğiniz. Çalışma dozajını insanların algısı dışında arttırdığınız zaman ya da işler gerçekten büyüyerek belli bir yere geldiği zaman toplumun gözünde "çok hırslı" adlandırılabiliyorsunuz ya da bu işin sizin için "geçici bir heves" olduğuna dair kanılara maruz kalıyorsunuz. Erkekler büyük işler başardığı zaman onları çok tebrik etmiyoruz mesela, ama kadınlar yaptığı zaman hem şaşırıyoruz, hem de "kadın başına" bu işlerin altından kalktığı için ödül vs veriyoruz. Bu iyi yüzlü bakış açısının iş hayatındaki kadınları çok demoralize ettiğine inanıyorum.  
 
Neden bu işi yapmaya karar verdiniz?
  
Her zaman hem kendimi ifade edebileceğim hem de "fark yaratabilecek" bir iş sahibi olmak istiyordum. Bu işi yapmadan önce ben de herkes gibi pamuğun "zaten" saf bir ürün olduğunu sanıyordum ve üretim aşamasının doğaya vermiş olduğu zararlarından bihaberdim. Daha sonra merak edip araştırdığımda tekstil terbiye işlemlerinde (boyahane aşamasında) kullanılan kansere, kısırlığa, astıma sebep olan kimyasalların olduğunu öğrendiğimde hem dehşete düştüm; hem de bu konuya aşık oldum. Çevreye, doğaya ve cildimize zarar vermeden üretip kullanabileceğimiz tekstil ürünleri üretme sevdası buradan kaynaklandı.
Önemli kadın girişimcilerinden sayılırsınız. Sizi bu yola iten, cesaretlendiren neydi?
  
Ankara'dan ilk İstanbul'a geldiğim zaman 2 sene endüstri mühendisi olarak çalıştım ve düzenli ofis hayatının bana göre olmadığını fark ettim. Bu tip bir işte ne kendime ne de başkalarına hiç bir faydam olmayacağını, kendimi böyle bir sistemde ifade edemeyeceğimi ve mutsuz olacağımı hissettim. Kendi markanızı yaratmak, adını koymak, logosunu çizmek, renginden ambalajına onun her aşamasını takip etmek dünyaya bir bebek getirmek gibi. Bebeğiniz büyürken sorunlar da beraberinde büyüyor tabii ki ama onun kendi ayakları üzerinde duran bir işletme haline geldiğini görmek tarifi olmayan bir haz. Çünkü kendi işiniz olduğu zaman, geceniz ve gündüzünüz ya da mesai saatlerine bağlı kalmadan devamlı olarak iş konusunda düşünüyorsunuz, ya da çalışıyorsunuz. Şahsi cep telefonunuz diye bir şey yok, ya da bayram ya da yaz tatili, devamlı olarak telefona bağımlı bir vaziyette yaşıyorsunuz. Bu tip bir hayat her insan karakterine uygun değil; çünkü çalışma saatleriniz düzensiz olduğu gibi gelir gider ayarınız da çok düzensiz, ya da iş yoğunlukları çok tutarsız. Biraz maceraperest ve tutkulu olmak lazım diye düşünüyorum. Kendisinde bu özellikleri görmeyen insanlara için kendi işini yapmak mutluluk yerine tam tersine bir depresyon kaynağı olabilir zira.
  
İş kadını olmanın zorlukları neler, iş hayatında zorlandınız mı, ya da kadın olmanın avantajlarını gördünüz mü?
  
İş hayatında kadın olmanın maalesef size getirdiği bazı kısıtlamalar oluyor. Kurumsal firmalarda çalışan bayanlar adına konuşamam ama bizim gibi kendi işinin her aşamasını baştan sona takip eden; muhasebesinden, gümrükçüsüne, kumaş üretiminden, baskıcısına, nakışından, dikim aşamasına kadar üretimin her aşamasında işin içerisinde aktif olduğunuz durumlarda bayan olmak gerçekten "farklı". Bazı durumlarda size yardımcı olmak isteyenler ve hatta "pozitif ayrımcılığa" uğradığınız olsa da, maalesef günden güne kadın olarak çalışmanın günümüz Türkiye'sinde daha zorlaştığını hissediyorum. Toplantılara giderken sol elinize sahte bir yüzük takmak, sıcak günlerde toplantıda boğazlı gömlek giyip oturmak zorunda olduğumuz ve kadın kimliğimizi bastırmak zorunda olduğumuz günlerin sayısı epey fazla. Bu da iş yapmayı gayet zorlaştırıyor maalesef. Müşterileri ziyaret ederek toplantı yapmak yerine, kendi ofisimizde ağırlamayı bundan daha çok tercih ediyorum açıkçası.
  
Yaptığınız işten istediğiniz sonuçları alabildiniz mi? İleriye yönelik koyduğunuz hedefler nelerdir?
  
OrganicEra şu anda 5 yaşında bir marka. Türkiye'de ilk organik sertifikalı oyuncak ve ev tekstili koleksiyonu olma özelliği olan bir marka. Bu markayı kurarken bizim kendi üreticilerimiz bile OrganicEra'nın bu kadar büyüyebileceğine ve devamının gelebileceğine inanmıyorlardı. Çünkü normalde iş kurulurken piyasası olan sektörde ürün geliştirirsiniz ve standart pazarlama teknikleri ile bu pazarda pay almayı öngörürsünüz. Bizim durumumuzda biz hiç pazarı olmayan bir iş kolunda, talep yaratıp, tüketicileri bilinçlendirerek düzenli bir talep yaratmaya çalışıyoruz. Dolayısı ile işlerin büyümesi maalesef en az 2 kat daha yavaş oluyor. Şu anda OrganicEra Türkiye'nin en kapsamlı organik tekstil markası, ama hedefimiz tabii ki bilinirliğimizi daha da arttırmak. Şu anda Türkiye içerisinde internet satış siteleri dahil yaklaşık 30 satış noktamız var; 2014 senesiyle beraber franchise modeline geçerek kendi OrganicEra mağazalarımızı / kiosklarımızı açmayı planlıyoruz. İhracat yaptığımız Avrupa ülkelerinin yanında Hong Kong, Lübnan ve Dubai gibi yeni pazarlar ilave ettik. Bu pazarlarda devamlı olarak var olmak ve daha büyük bir talep doğurmak istiyoruz.

Kredilerle aranız nasıl?
  
Çok yüksek miktarlarda kredi kullanmadan, kendi öz sermayemizle büyümeyi hedefledik hep. Tekstilde ödeme vadeleri çok uzun bundan dolayı finansman sıkıntısı ve riski çok yüksek, ama hiç bir zaman krediye güvenerek iş yapmadık bugüne kadar.

Bankacılar seviyor mu sizi?
  
Biz ödeme yaparken süper servis alıyoruz, ama onlar bize ödeme yaparken nedense aynı hızı ve servisi göremiyoruz. İnternet bankacılığı kullanıyoruz, çek dönüşleri ya da akreditif gibi işlemler yoksa şubeye gitmekten kaçınıyorum açıkçası.

Genç kadın girişimcilere/ iş kadınlarına öneriniz nelerdir?
  
Çok jenerik olacak belki ama bir işte başarılı olma ihtimali ancak 2 durumda var bence: Birincisi o işi çok sevmeniz… Çünkü ancak severseniz iyi yapabilirsiniz… Çünkü ancak severseniz en kötü anlarda bile kapatıp gitmek istemezsiniz. İkincisi yapmayı düşündüğünüz iş konusunda çok iyi bir araştırma yapmanız. Çünkü uzaktan her şey çok farklı gözükebiliyor, işin iyi ve kötü yönlerini ancak o işe tam manası ile girdiğiniz zaman görebiliyorsunuz ki o zaman geri dönüp "bu iş bana göre değilmiş" demek çok büyük maddi ve zaman kaybına sebep oluyor.

Bizim gibi pek çok girişimci arkadaşımın firmasında bakıyorum da, iş mi bizi yönetiyor, yoksa biz mi işi çoğu zaman kestiremiyorum. Rüzgar ters yönden estiği anda mağlubiyeti hemen kabullenip pes etmeyeceksiniz, ve işler oturana kadar hayatınızı idame ettirebileceğiniz mali bir desteğiniz var ise kendinize bir şans vermenizi canı gönülden diliyorum.
 
Röportaj : Sinan Özedincik