Sema Ketçi:" Bir gün Time dergisine kapak olacağımıza inanıyorum"
 
Time Dergisi’nin kapağını süsleyecek proje
 
Sema Ketçi 42 yaşında. Evli ve iki çocuk annesi bir ev hanımı olan Sema Hanım, ayağına gelen fırsatı değerlendiren 10 kadından sadece biri. Kocaeli Üniversitesi ve Kartepe Belediyesi’nin ortak bir çalışması olan projeyi kabul etti ve hayalleri gerçeğe dönüştü. O ve on arkadaşının öncülük ettiği Türkiye’nin ilk ekolojik köyünde, ziyaretçiler doğayla iç içe ve tamamen doğal vakit geçiriyor. İsteyen ata biniyor, isteyen atv turuyla ya da trekking yaparak keşfe çıkıyor. Gelen konukların bazılar pansiyonda kalırken bazıları da köy halkına misafir oluyor. Köyün en önemli aktiviteleri ise; çiftlikteki hayvanlardan süt sağmak, bahçelerden taze ve doğal sebze ve meyve toplamak, köylü kadınlarla beraber mevsimsel ürünleri kullanarak salça, reçel, tarhana hazırlamak… Ekolojik, sağlıklı bir yaşam köyü olan Eko Ketenciler’in kurucularından Sema Ketçi, bu en doğal projeyi anlatıyor.

Projeden nasıl haberdar oldunuz?

Ben aslen Erzincanlıyım. Evlendikten sonra Kartepe’nin Ketenciler köyüne yerleştim. Bir gün köyde açılan dikiş kursuna giderken belediyenin ve üniversitenin ortak bir turistik projesinden bahsettiler. Bizlerden doğal bir yaşam sunacak bu projede çalışmak isteyip istemediğimizi sordular. Biz de cesaret gösterip “neden olmasın?” dedik.

Projede yer almaya nasıl karar verdiniz ?

Bu projeyi kabul etmemizde en büyük etken, ailemde yaşanan bir kanser vakası aslında. Çünkü biz şanslıydık, bu tertemiz havada ve doğal ortamda yaşıyorduk. Allah’ın bize bahşettiği bu nimeti paylaşmamak olmazdı. Bunu bir misyon edindik ve başladık çalışmaya.

Eko Ketenciler’in hayata geçiş süreci nasıldı? Zorluklarla karşılaştınız mı?
Hanımlar olarak biz bu projeye inandık ve gönül vererek çalıştık. Arkadaşlarımızla sıfırdan bir hayali gerçekleştirmeye çalışıyorduk sonuçta ve zorluklarla karşılaşmak kaçınılmazdı. Zorluktan kastım da fiziksel ve bedensel zorluk. Köyümüz modern bir Çerkez köyü. O yüzden aklınıza klasik köyler gelmesin. Hepimiz rahatına alışmış, evlerinde her türlü teknolojik alet bulunan ev hanımlarıyız. Evde bulaşıklarımızı makineye dizerken projede bir baktık onlarca tabak bardağı elde yıkıyoruz. Ama anaç ruhumuz ağır basıp yapıp yedirme arzumuz hepsinin önüne geçti. Ve tüm zorlukları mutlulukla aştık. Eğlenceli de oldu tabi. Kadının olduğu yerde eğlence olmaz mı hiç!

Eşiniz bu duruma ne dedi? Bu süreçte aileniz destek verdi mi?
Erkekler ilk başta alışmakta biraz zorlandılar haliyle. Benim evimde zaten 3 erkek var, eşim ve iki oğlum. Büyük oğlum bu sene Marmara Üniversitesi’ni kazandı. Küçük oğlum da Anadolu Lisesi’ne gidiyor. Ama desteklerini eksik etmediler sağ olsunlar. Gerçi biz de zorlandık, zorlanmadık değil. Gün içinde çalışıyoruz, akşam eve geliyoruz evin işleri. Grup içinde birinin “olur” dediğine biri “olmaz” diyor. Bir ara “ne yapıyoruz biz?” diye kararsızlığa düştüğümüz bir dönem oldu. Hatta proje danışmanlarımız gruba psikolojik destek de aldırdı. Birlikte çalışmak adına, aile yaşantımız ile iş hayatını dengelememiz ve kararsızlığımızdan sıyrılmamız için çok faydalı oldu
 
Peki çocuklarınıza bu işi yaptırmayı düşünür müsünüz?

İşin yeme içme ve üretim gibi büyük kısmı zaten bayanları ilgilendiriyor. Ama konaklama, pansiyonculuk konusunda destek olmalarını tabi ki isterim. Hem çocuklarım köylerini seviyorlar, burada hizmet vermekten mutluluk duyacaklarına inanıyorum.

 Proje kapsamında aldığınız eğitimler veya katıldığınız kurslar oldu mu?

Turizm Danışmanımız Emine Yüksel bize çok destek oldu. ‘Sizin yemek kursu da alıp işin kaynağını bilmeniz lazım’ dedi. Tabi ilk başta güldük, bunca yıllık kadınlara yemek mi öğretecekler diye. Ama öyle değilmiş. Nasıl baharat kullanmamız gerektiğinden, etin nasıl iyi pişirileceğine, dondurucuları en verimli nasıl kullanacağımıza kadar bir sürü faydalı şey öğrendik. Bizim de annelerimizden öğrendiğimiz kulaktan dolma bilgilerimiz vardı ama yanlışlarımız olduğunu da fark ettik. Hazır gıda ile anne yemeğini harmanlayıp çocukları ‘fast food’dan nasıl uzak tutmamız  gerektiğini bilmek için eğitim gerçekten önemliydi.

Bunun dışında ekolojik tarım eğitimi de aldık. Gelen misafir bizim önüne sunduğumuzun dışında kendi de köy hayatını yaşamak istedi. Köy halkı ise köylü gibi olmadığından, ekolojik yaşamı öğrenmek için bu eğitim gerekliydi. Aynı zamanda çiftçilikle de çok uğraşılmadığından köyde ilaçlı arazi yok. Bu da ekolojik tarıma uygun alan sağladı.

Projede çalışan kişi portföyü nasıl?

Ben on hanımın içinde en gençleriyim. Zaten proje koordinatörü Nermin Ketçi ile gelin görümceyiz. Diğer hanımlar da 60-65 yaş aralığında. Tabi keşke daha genç olsaydık da daha çok üretebilseydik diye iç geçirmiyor değiliz. 

Peki gelen misafir portföyü nedir?

Misafirlerimiz genellikle eğitim ve ekonomik düzeyi yüksek insanlardan oluşuyor. Oldukça bilinçli, araştırmacı ve meraklılar. Aynı zamanda kanser gibi ciddi hastalıklar yaşamış ve artık sağlıklı yaşamak isteyen misafirlerimiz de oluyor.

Köy evlerinde konaklama imkanı da sunduğunuzu söylüyorsunuz.  Bu evler nasıl kullanıma açıldı?

Köyümüz yazlık bir köy. İnsanlar kışın şehirde olduklarından evler yılın büyük kısmında boş. Bu evlerin sahipleri kabul edince misafirlerimizi buralarda ağırlıyoruz. Onun dışında “Ben gelen misafirle de yaşarım” diyen ev sahiplerimiz de var. Pansiyonculuğu daha oturtma aşamasındayız açıkçası.

Şimdi de yeni bir projemiz var. Orman içinde bungalov evler yapılacak ve misafirleri burada ağırlamaya başlayacağız. 
 
Su kayağı-golf gibi spor aktiviteleri de sunuyorsunuz. Bu alanlar nasıl oluşturuldu?

Köyümüz Sapanca Gölü’ne çok yakın. Su kayağı yapmak isteyen misafirleri, göl kıyısında bu hizmeti veren tesislere yönlendiriyoruz. Golf oynamak isteyenleri, köyün aşağısında olan golf sahası işletmesine yönlendiriyoruz. Proje bir belediye projesi olduğu için bütün çevre tesislerle paslaşma içindeyiz. Böylece onların da iş yapmasına katkıda bulunuyoruz. 
 
Peki köy halkının projeye yaklaşımı nasıl oldu?

İlk başlarda tereddüt edenler oldu. ‘Köyü bozmayın, burayı kalabalık gürültülü hale getirmeyin’ diyenlerin yanında, projeye iyi yaklaşanlar da oldu. İlk başta tepki gösterenler sonradan gördüler ki köye hayat geldi. Artık her geçen gün “benim köy yumurtamı da alın, ben de ineğimin sütünü verebilirim” diyen sayısı artıyor.

Ayrıca daha yeni köyümüzde “Ekolojik Sağlıklı Yaşam Derneği” kuruldu. Köyümüze bir kimlik kazandırmak, bir sivil toplum örgütü olabilmek için bir adım daha atmış olduk.
Reklamınızı nasıl yapıyorsunuz? Devletin bu konuda size bir desteği oluyor mu?
  
Teknolojinin etkisi büyük. Televizyon programları, Facebook adresi ile insanlar haberdar olabiliyor. Ama ağırlıklı misafirlerimiz kulaktan kulağa reklamımızı yapıyor. Birinden duyup gelen çok var. Aynı zamanda Kartepe Belediye Başkanımız bize büyük destek. Kendi toplantılarını bizim köyümüzde yapar, gazetecileri ve televizyon kanallarını çağırarak tanınmamızda etkilidir.

Bugün geldiğiniz noktadan memnun musunuz? Geleceğe dair başka hayalleriniz var mı?
 
Tabi ki memnunuz. Keşke tüm köyler bu projeyi hayata geçirse, tüm Türkiye’ye yayılsa. Ben aslen Erzincanlıyım. Bu sene memlekete ziyarete gittiğimde içimden belediye başkanına çıkıp “Başkanım böyle bir proje var. Biz Kocaeli’nde yapıyoruz. Ne olur siz de yapın.” demek geçti. Köyümüze gelen çocukları bir görseniz, ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Şehirde önüne hazır pişmiş gelen yumurtayı, çocuk burada gelip kümesten alıyor sıcak sıcak. İneklerden süt sağıyorlar. Keşke, her çocuk bunu görüp öğrense, şükretmeyi ve hissetmeyi bilse.
 
Ayrıca bir gün Time dergisine kapak olacağımıza inanıyorum, benim hayalim bu.
 
Son olarak yaşadığınız ilginç bir anıyı paylaşır mısınız?
 
İlginç anı olmaz mı, bir sürü. Bir kere ev hanımlığından sosyal hayata geçince her çeşit insanla karşılaştık. O insanlara nasıl hitap edeceğimizi, zor durumları nasıl atlatacağımızı öğrendik zamanla. Gelirken farklı şeyler hayal etmiş, karşılığını bulamadığını düşünen misafirlerimiz de oldu
 
 Yetmiş kişilik bir grupta herkes gülerken, bir bayanı memnun edemedik mesela. Ya da biz daha hazır değilken, erkenden misafirin geldiği oldu. Ama hepsi ayrılırken ya boynumuza sarıldı ya karşılıklı göbek attık ya da internet adresimizi alıp dostluklar kurduk. Hatta size bir şey anlatayım;
Tesise bir anı defteri koyduk. Amacımız hem gelen misafirlerimizin başka istekleri var mı öğrenmek hem de eksiklerimizi görebilmekti. Aralarında bir not vardı ki, en incesiydi: “Eksikleriniz vardı. Ama güler yüzünüz ve samimiyetiniz hepsini kapatıyordu.”
 
Misafirlerimiz amatör ve samimi bir ruhla onlara hitap ettiğimizi biliyor. Çünkü büyük şehirlerde insanlar içtenlikten uzak. Kimse kimseye gülmüyor, kimse kimseyle konuşmuyor. Herkes asık suratlı ve bencil. İnsanlar bu içtenliğe öyle hasretler ki, bunu yazdıklarından da yaşadıklarımızdan da anlıyoruz.