Ülkemizdeki KOBİ’ler son dönemde yeni bir kavramla tanıştılar: Mentorluk. İlk başlarda büyük şirketlerin üst düzey yöneticilerinin birikim, deneyim ve donanımlarını astlarına aktarması olarak gelişen bu kavram son zamanlarda KOBİ dünyasında da kendine yer bulmaya başladı. Artık KOBİ’ler de ellerinden tutan, onlara yol gösteren mentorlarla çalışmaya başladılar. Giderek yaygınlaşması beklenen bu kavramı, birebir deneyimleyen Murat-Nebahat Çolak çifti ve mentorları Meltem Yöndem’le konuştuk.
 
Röportaj: Emel Lakşe
 
İstanbul Çekmeköy’de, Cake Lovers Butik Pasta Evi’nde Murat Bey ve Nebahat Hanımla ve Tatlı Kareler’in kurucusu Meltem Hanım’la birlikteyiz. Ve girişimcilik hikâyelerini kendilerinden dinleyeceğiz. Önce sırayla kendinizi tanıtırsanız, esas meslekleriniz çok farklı çünkü biliyoruz…
 
MY: Ben Meltem Yöndem. Aslında bilgisayar mühendisiyim. ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği’nde öğretim üyesi olarak 20 sene kadar çalıştım. Halen de mesleğimi sürdürüyorum bir taraftan, çok farklı özel üniversitelerde de çalışıyorum. Bunun yanısıra Ar-Ge projelerinde de çalışmaya devam ediyorum. Ama bir taraftan da Tatlı Kareler gibi bir maceraya başladık. 
 
O zaman Tatlı Kareler’i de birazcık dinleyelim sizden ondan sonra Murat Bey ve Nebahat Hanım’a geçelim.
 
MY: Murat Bey ve Nebahat Hanım’la üç sene önce tanıştık biz. Tanışmamızın sebebi de çocuklarımın doğumgünü partisi için güzel bir pasta evi arıyordum. Herhangi bir yerde yaptırmıyoruz biz, 11 senedir her sene çocuklarıma çok farklı partiler yapmaya çalışıyordum. Çalışıyor olduğum için biraz suçluluk duygusuyla sanıyorum, bunun için de çok özel bir yer arıyordum. Birdenbire, evimiz de buraya yakın, sokağı geçerken burayı fark ettim. İçeri girdim bir baktım ki çok tatlı bir bayan. Hemen pastalarından ikram ettiler, lezzet müthiş. Daha sonra doğum günü pastası yaptırmaya başladık ki bu Skylanders gibi herkesin duymadığı bir karakterdi. Murat Bey bize şeker hamurlarıyla Skylanders’ların her figürünü tek tek hazırladı. Çocuklarımdan tam puan alınca burası doğru yer dedik ve bu şekilde öncelikle müşterileri olarak sonra mentorları ve daha sonra da iş ortakları olarak hayatımız ilerledi. 
 
O mentorluk safhasını daha sonra ayrıntılı olarak tekrar dinleyeceğiz ama önce Murat Bey’le Nebahat Hanım’ı dinleyelim çünkü onların da esas meslekleri bundan çok uzak diyeyim artık, temas noktaları vardır mutlaka ama...
 
NÇ: Ben 17 yıl iç giyim sektöründe çalıştım. Çalışırken farklı daha neler yapabilirim diye düşünürken pasta yapabilirim, güzel, lezzetli ürünler yapabilirim diye yola çıkarak özel kurslara gittim. Bu kursların sonucunda en beğendiğimiz ürünleri arkadaşlarımıza, eşlerimize, dostlarımıza sunduk. Beğeni üzerine bu pasta evimizi açtık. 
 
Evet Murat Bey esas girişimci eşim diyorsunuz siz hep… Ama sizi de tanıyalım lütfen…
 
MÇ: Ben de yaklaşık 12 sene reklam ve dekorasyon sektöründe çalıştım, kendi işimdi. Son dönemlerinde eşimin bu işe ilgisi giderek arttı, zaten her şeyimizi o yapıyordu, güzel lezzetlere sadece biz sahip olabiliyorduk diyeyim… O kurslarla iletişime girip çalışmaya başladıktan sonra bir de bunun görsel kısmı olduğunu keşfettik. Şeker hamurundan üç boyutlu şeyler yapmak çok zevkli geldi. Ben de bu akıma kapılıp, yaptığım işimi, gücümü, her şeyimi bıraktım, hani 12 sene yaptığım işimi bıraktım, şimdi büyük bir zevkle şeker hamurundan modellemeler yapıyorum.
Mentorluk KOBİ’lerin yeni tanıştığı bir kavram aslında. Meltem Hanım siz Murat Bey’le Nebahat Hanım’ın mentorusunuz. Aynı zamanda ortaklarısınız da ama önce mentorlukla başlamış sanırım. Biraz onun hikâyesini biraz da örnek olması açısından da KOBİ’ler için, dinleyebilir miyiz sizden?
 
MY: İşletmenin iyi iş yapamadığını görünce - yani her şey yaptığınızın iyi olmasıyla bitmiyor biliyorsunuz, bunu pazarlamak, sunmak, son kullanıcıya iletebilmek bunlar da gerekli. Ve gelişen teknolojiyle bunu sadece dergide çıkartmakla olmuyor, sosyal medyada bir yerinizin olması lazım ya da müşteri kitlenizin e-mail adresleri olmalı, bununla ilgili belki bazı zamanlarda kampanyalar, haberler ama sıkmayacak dozda vermek gerekiyor. Bütün bunları her hafta uğradığımda konuşmaya başladık. Tüm bu işleri yaparken aslında hayallerini gerçekleştirmişler, bununla ilgili eğitim almışlar ve hem lezzet hem şekil olarak istedikleri yere varmışlardı. Dolayısıyla burada bana ya da bir mentora ihtiyaç nasıl doğdu dersek eğer, iş dediğim gibi sadece yapmakla bitmediği için bunun planlaması çok önemli, bunun nasıl sunulacağı çok önemli. Müşterilerinizin kim olacağı, geniş kitlelere nasıl ulaşacağınız çok önemli. Geniş kitleler derken yalnız altını çiziyorum, kendi amacınızdan sapmayarak; bu bir butik pasta evi, dolayısıyla herhangi bir pastane olmadan, kişiliğinizi koruyarak.
 
Bunların hepsinin de aslında farklı yerlerde eğitimi veriliyor. Mentorluk eğitimi de var, proje yönetimi de var, işletme eğitimi var, ekonomi var ama bunların hepsi uygulayacağınız alan olarak çok kısıtlı ve çok teknik kalıyor. Oysa ki en ufak işletmede bile buradaki gibi, bu bilgilerinizle harmanlamış olmanız gerekiyor. Dolayısıyla da işinizi daha yukarı taşıyacak olan, bu mentorluk oluyor. Diyelim ki KOSGEB desteği kullanmak. KOSGEB ya da ABB desteği benim bilgisayar mühendisliği hayatımda çokça yararlanmış olduğum şeyler fakat bir pasta evinde bunu kullanmak insanın aklına ilk başta gelmiyor. Daha önce farklı yerlerde kullandığınız teknikleri küçük de olsa bir işletmede birleştirebildiğinizde bence çok daha güzel, büyük ve emeğinizin karşılığı bir yere gelebiliyorsunuz.

Yeni bir iş kurmak demek aslında hem risk almak demek hem de doğrusu finansal destek gerektiren bir şey. Bunu nasıl sağladınız ilk başlarda, maddi desteği, krediyi veya işte yatırım destekleri ya da mesela KOSGEB destekleri filan öyle bir şey kullandınız mı?
 
NÇ: KOSGEB desteği kullanmadık. İlkönce tabii ki eşimizden dostumuzdan borç alarak başladık. Sonra yavaş yavaş onları ödedik. Daha sonra kredi alıp alt katı yaptırdık yani büyümeye başladık.
Şimdi çok klasik bir soru gibi ama bir şekilde bir girişimcilik örneği sergileyip ondan sonra da başarılı olan insanlara hep sorulan bir şeydir mutlaka size de soruluyordur: insanlar gerçekten de bunu merak ediyorlar. Evde oturup hayaller kuran ah şunu yapsam diyenler ve günün birinde buna cesaret edecekler için önerileriniz olur mu, siz o yoldan geçtiğiniz için?

NÇ: Çok zor bir soru. Ben girişimciyim yani ben cesaretliyim. Çok fazla düşünerek hareket etmem. Düşündüğünüz zaman hayallerinizi gerçekleştiremiyorsunuz. Dolayısıyla ben hayalimi gerçekleştirmek için kazanacağım ya da kaybedeceğim şeyleri düşündüm. Ne kaybederim diye düşündüm işin açıkçası. Kaybedeceğim çok büyük bir şey yok. Dolayısıyla bunu yapmam gerektiğine karar verdim ve başladık.

MY: Sürekli öğretim görevlisi olarak çalışmış biri olarak risk almak benim için çok zordu. Ama şöyle düşündüm… Hep hayaller… 94’ten beri yok kafe de açalım – ki herkes yapmıştır bu muhabbeti, kafe açmak gibi hayalleri vardır arka planda bütün kadınların… Bu hep hayal olarak da kalmıştır. Ama eğer bunu gerçekleştirmezsek bir gün öleceğiz ve hayallerimizle ölmüş olacağız. Risk de alsak, kötü de gitse hiç olmazsa ben bunu denedim demiş olmak bence insanın içerisinde çok güçlü bir ateş yakıyor. Ve bir de keyifli olursa her şey istedikleri gibi giderse çok daha güzel olur.

Röportajın videosunu buradan izleyebilirsiniz...